Token Ekonomisinin Bir Yılı: Enflasyon Değil, Eşitsizlik
Geçen yaz “token enflasyonu” diye bir kavram yazmıştım. Tezim de gayet basitti: malumumuz her yapay zeka etkileşimi bir miktar token tüketiyor; enerji ve altyapı maliyetleri tırmandıkça da her tokenin
O yazıda ABD’de veri merkezleri yüzünden elektrik tarifelerinde %142’ye varan artışları, 2030’a kadar 5 trilyon doları aşan altyapı projeksiyonlarından söz etmiştim.
Aradan bir yıl geçti. Başta söyleyeyim: tahminin yarısı tersine gitti, yarısı fazlasıyla tuttu.
Evvela ters giden kısım. Token birim fiyatları artmadı; aksine çöktü. Frontier model fiyatları iki yılda yaklaşık 40 kat geriledi. GPT-3.5 seviyesindeki bir çıktının maliyeti iki yıldan kısa sürede 280 kat düştü. Çin menşeli açık kaynak modeller ve laboratuvarlar arası rekabet, model katmanındaki fiyatlama gücünü ortadan kaldırdı.
Fiyat verilerine bakınca maliyet meselesi kapanmış gibi görünse de, özünde sadece şekil değiştirdi.
William Stanley Jevons bunu 1865’te kömür için yazmıştı: bir kaynağı verimli kullanmayı öğrenen ekonomi, o kaynaktan tasarruf etmez. Aksine tüketimini patlatır. Satya Nadella da DeepSeek günlerinde tam bu paradoksu hatırlatmıştı.
Token da aynen böyle oldu. Sundar Pichai’nin Mayıs’ta paylaştığı rakama göre Google’ın aylık işlediği token hacmi iki yılda 9,7 trilyondan 3,2 katrilyonun üzerine çıktı; yani kabaca 330 kat arttı. Google API’ları dakikada 19 milyar token işliyor.
Geçen yıl çıkan, “The Price of Progress” başlıklı akademik çalışma bu mekanizmayı ele alıyor. Birim fiyat-performans hızla iyileşirken, aynı test setini koşturmanın toplam maliyeti sabit kalmış. Kazanılan her kuruşu da daha büyük modeller ve uzayan akıl yürütme zinciri geri almış. Artificial Analysis’in ölçümü de benzer, GPT-5’in yüksek düşünme kipi asgari kipine göre 23 kat token yakıyor. Artık, ajanların birbirini çağırdığı günümüzde bu çarpan iyice katlanıyor haliyle.
Maliyet tarafı da buna işaret ediyor. EY’ın AI’a yatırım yapan Amerikalı yöneticilerle yaptığı son ankete göre yöneticilerin %98’i token maliyetleri nedeniyle yatırım planını gözden geçiriyor; %64’ü ise tüketimi aktif biçimde izleyip bütçesini korumaya almış.
Tüm araştırmalar ve bizim KXP’deki benzer verilerimize göre de AI tarafında ROI bildirebilen kurum oranı %6’yı geçmiyor, dahası bu rakam her ölçüm döneminde daha da düşüyor. Birim deflasyonu yaşanırken toplam harcama enflasyona girdi.
Yani token ekonomisinin derdi fiyattan, dağılıma doğru ilerledi.
Ramp ABD’de 70 binden fazla işletmenin kart harcamasını topluca yayınlıyor; bakınız anket değil, işlem verisi. Son verilerine göre de medyan bir işletmenin aylık yapay zeka harcaması 11,95 dolar. Üst %10’luk dilim ayda 611 dolar, üst %1 ise 7.450 dolar harcıyor.
Medyan ile tepe arasında yaklaşık 650 kat fark var. Başka türlü söylersek, medyan Amerikan işletmesinin aylık AI bütçesi tek bir ChatGPT Plus aboneliğini karşılamıyor. Ramp’in tabanı KOBİ ağırlıklı tabii, bu tarafı da dikkate almak lazım. Ancak eğilim başka araştırmalarla da örtüşüyor.
Ortada tek bir AI ekonomisi yok yani. Bir tarafta ayda 11 dolarla deneme yanılma yapan geniş bir çoğunluk, öbür tarafta tokeni sanayi girdisi gibi tüketen küçük bir azınlık var. İkisi aynı teknolojiyi kullanıyor ama aynı ekonomide yaşamıyor.
Aynı makas ülkeler arasında da mevcut. Anthropic’in kendi kullanım verisinden çıkardığı Ekonomik Endeks’e göre kişi başı kullanımda ilk 20 ülke küresel kullanımın %48’ini alıyor. Bir önceki raporda bu pay %45’ti.
İsrail nüfusuna göre beklenenin 7 katı token tüketirken, Nijerya 0,2’sinde; arada 35 kat fark var. Hindistan toplam kullanımda dünya ikincisi ama kişi başı kullanımda 101. sırada. İşin dikkat çekici tarafı, ABD’nin kendi eyaletleri arasındaki fark kapanırken ülkeler arasındaki farkın büyümesi.
Teknoloji yayıldıkça makasın kendiliğinden kapanacağı varsayımı, ülke düzeyinde şimdilik boş çıkıyor.
Piramidin tepesini fonlayan tarafta hyperscaler capex’i bu yıl 725 milyar dolara çıktı. 2025’te de bu rakam 410’du, 2027 için konuşulan rakam 1 trilyonun üzeri. İşin az konuşulan kısmı bu paranın kaynağı. Nakit devri bitti zaten, yatırımın artık üçte biri borçla dönüyor, iki yıl evvel bu oran %9’du.
Fakat asıl dikkat çekmek istediğim ve kimsenin de pek konuşmadığı bir başka vaziyet var.
Beş büyük teknoloji şirketi 2025’te 121 milyar dolarlık bono ihraç etti, 2026’nın sadece ilk beş ayında rakam 159 milyar dolar.
Önceki beş yılın ortalaması 28 milyardı. Üstelik 2024’te bu şirketlerin dolar dışında tek bir tahvili yokken bugün euro, yen, sterlin ve frank cinsinden 80 milyar dolara yakın borçları var.
Muhtemelen Amerikan teknoloji şirketleri bu yıl euro bölgesinin en büyük kurumsal borçlusu olacak.
Vade tarafı ise bambaşka bir hikâye. Alphabet bu yıl 100 yıllık tahvil çıkardı; o parayla alınan çiplerin muhasebe ömrü ise 3 ila 6 yıl, 2023’te 30 bin dolar olan H100 bugün ikinci elde 8 bin dolar civarı. Ömrü beş yılı bulmayan cihazlar için asırlık borçlanma yapılıyor.
Geçen hafta kapasite kiralayan CoreWeave’in bilançosu açıklandı, çeyrek geliri yıllık %112 artışla 2,6 milyar dolara çıktı, sipariş defteri 104 milyar dolara dayandı, hisse ertesi gün %19 arttı. Aynı bilançoda 35 milyar dolar borç duruyor ve şirket halen zarar yazıyor. Büyüme sipariş defterinde, risk bilançoda.
Çin ise bu denklemin beriki ucunda deflasyonu körüklüyor. Açık kaynak model yayınlamak Pekin’in cömertliğinden değil, fiyat silahını elinde bulundurmasından. Rakibin yüz milyarlarca dolarlık capex’inin getirisini eritmenin en ucuz yöntemi de bu, tokenı bedavaya yaklaştırmak.
Verimlilik de başlı başına stratejik varlık haline geldi. Anthropic, çipleri daha verimli çalıştıran yazılımlar geliştiren İsrailli Decart’ı yaklaşık 6 milyar dolara satın almak için görüşüyor. Bu deal kapanırsa şirketin bugüne kadarki en büyük satın alması olacak. Decart daha üç ay önce 4 milyar dolar değerlemeyle tur kapatmıştı. Tokeni ucuza üretme kabiliyetine üç ayda %50 prim yazılıyor yani.
Avrupa’nın bütün bu olan bitene cevabı InvestAI oldu. Şubat 2025’te ilan edilen 200 milyar euroluk paketin içinde, gigafactory denilen büyük hesaplama merkezleri için 20 milyar euroluk bir fon var. Resmi ihale ancak geçen ay açılabildi, teklifler ise Kasım’da toplanacak, ilk tesislerin 2027 sonrası devreye girmesi bekleniyor. Bahsi geçen 20 milyar euro, dört Amerikan hyperscaler’ının iki haftalık harcamasını bulmuyor bu arada :)
Kıtanın amiral gemisi programı, rakibin bir bordro dönemine ancak sığıyor.
Türkiye’ye gelince; Haziran’da açıklanan 2026-2030 Eylem Planı, 2030’a kadar 1 gigavatlık veri merkezi kapasitesi ve 10 milyar dolarlık kaynak hedefliyor; bugün 250 megavat civarındayız. Hedef doğru yönde olsa da ölçek konusunda dürüst olmak lazım, 1 gigavat tek bir hyperscaler kampüsünün bugünkü büyüklüğü. Yukarıda geçen CoreWeave’in tek başına sözleşmeye bağladığı güç 4,2 gigavat, sekiz yıllık bir şirket, bizim 2030 ulusal hedefimizin dört katından fazlasını şimdiden kontrata yazmış durumda.
İçeride de benzer piramit kurulmuş vaziyette: TÜİK’e göre yapay zeka kullanımı büyük şirketlerde %24,1, küçüklerde %6,6.
Medyanda olmak kader değil, tepeye öykünmek de strateji değil. Bizim ölçeğimizdeki ekonomiler için oyun, tokeni en çok harcayan olmak değil, harcanan tokenin karşılığını ölçebilmek. Bağımlılığı ölçülebildiği müddetçe kötü algılamamak lazım.
Bir yıl evvelki yazımın bir tezi daha vardı: tokenin küresel iş gücü ve ekonomik dengeler için doğrudan bir enstrümana dönüşeceği. O kısım aynen gerçekleşti.
Çip ihracat kontrolleri, compute erişimi üzerinden kurulan ittifaklar, Washington’ın Intel’de başlayıp yapay zeka şirketlerine uzanan hissedarlık merakı. Altman’ın OpenAI’ın %5’ini kamuya devretme teklifini de bu tabloya ekleyelim. Umduğu paraya piyasadan erişemeyen her şirket, devleti ortak yaparak kendini stratejik varlık statüsüne atmaya çalışıyor.
Nordhaus’un meşhur hesabıdır: yapay ışığın maliyeti iki yüzyılda binlerce kat düştü. Buna rağmen bugün hâlâ yüz milyonlarca insan şebeke elektriğine erişemiyor.
Yani dostlar; her zamanki gibi bir kaynağın ucuzlaması onun dağılımının eşitlendiği anlamına gelmiyor. Çoğu zaman ucuzlayan kaynağı en çok tüketebilenler aradaki mesafeyi büsbütün açıyor.
Kavramın adını geçen yaz eksik koymuşum. Enflasyon değilmiş bu; eşitsizlik.
Not düşeyim: yukarıdaki tablonun her satırı, kurumun ölçeğine ve piramitteki yerine göre bambaşka bir karşılık istiyor. Medyanda mısınız, tepede mi, hangi iş akışını yeniden tasarlamak gerçekten getiri üretir, hangi harcama kalemi ölçülmeden büyüyor. Bunlar genel geçer cevabı olan sorular değil, her kurumun kendi verisiyle çıkaracağı bir harita. Knowledge Experts’te uğraştığımız işlerden biri de bu.
.



